MUĞLAGeri

Ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden birçoğunun bağlı olduğu ilin merkezi Muğla daha çok ilçelerine gidilip gelinirken "içinden geçilen bir yerdir" tatilciler için. Geziyi daha çok denizle eş tuttuğumuzdan mıdır nedir, deniz kıyısında olmayıp da turist yoğunluğu olan yöremiz pek azdır. Bu da anlaşılabilir bir şey ya biz gene de Muğla’ya en az bir gün ayırmanızı önereceğiz. Ama Muğla merkezinde konaklayıp da şehir gezisinin yanı sıra çevre gezisi de yapacaklar, dolu dolu bir kaç gün geçireceklerdir.

Asar (Hisar) Dağı eteklerinden, Karadağ, Kızıldağ, Masa ve Hamursuz dağları ile çevrelenmiş ovaya doğru yayılan bir şehirdir Muğla merkezi.

1080 yılında Selçukluların, 1096’da tekrar Bizans’ın 1284’de Menteşeoğulları’nın eline geçen kent 1390’da Osmanlı topraklarına katılır. Kentin eski bölümü Saburhane, Osmanlı döneminde Rum ve Türklerin bir arada dostça yaşadığı, Rumların 1924 mübadelesinde göç etmesinin ardından eski havasını bozulmadan sürdürdüğü bölgesidir Muğla’nın.

Eski evlerin bir bölümü yeni sahipleri tarafından restore edilmiştir. Mimar Cengiz Bektaş’ın, Gazeteci İlhan Selçuk’un satın alıp onardığı evler de buradadır.
Kent merkezi sivil mimarinin çok güzel örneklerini barındırmaktadır. Aracınızı Valiliğin de bulunduğu meydana açılan sokaklardan birinde uygun yere bırakıp 100 metre ötedeki Arastaya girin önce. Semercisiyle, ayakkabıcısıyla, berberiyle, nalbur dükkanlarıyla, esnaf lokantalarıyla, meydandaki şadırvanıyla Arasta, 20. yüzyıl başında donmuş gibidir.

Çarşıda hediyelik eşya ve Muğla dokumaları satan dükkanlar da vardır.

Karnınız acıktıysa, esnaf lokantalarından gözünüzün kestiği birine girin. Ekşili döş dolması, keşkek gibi yöresel yemeklere rastlarsanız menüde, mutlaka tadın. Yemekten sonra Helvacı Tahsin’e uğrayın ve yöreye has Tahin helvasının ve Çıtırmık tatlısının tadına bakmayı unutmayın.

Arasta’da dolaşırken tarihi Saatli Kule çarpacak gözünüze. 1895 yılında Rum Filvari Usta tarafından yapılan ve üzerinde ustasının imzasını da taşıyan kulenin saati hala çalışıyor.

"Tarihi Muğla Evleri"nin en güzel örnekleri, Arastanın hemen yukarısındaki elektrik santralının üstündeki Saburhane’dedir.

Kentin başlıca dini yapıları merkezdeki Kurşunlu Camisi (1493), Pazar yeri Camisi (1842), Şahidi Camisi (1848), Şeyh Bedrettin tarafından yaptırılan ve minaresi 19. yüzyıl başında eklenen Şeyh Camisi (Şeyh Bedrettin Mahallesi’nde, 1565) Menteşe Beyi İbrahim bey tarafından yaptırılan Ulu Cami (Elektrik Fabrikası karşısında, 1334)’dür.

Osmanlı yapısı Yarım han, Yağcılar hanı ve Konakaltı hanları görülmeye değer. Restore edilerek bugün de kullanılan Yağcılar Hanı turistlerin uğrak yerlerinden. 250 yıllık Konakaltı Hanı Konakaltı Kültür Merkezi olarak hizmet veriyor.

1334 yılında Menteşe Beyi İbrahim Bey tarafından Ulu Caminin vakfiyesi olarak yaptırılan Vakıflar Hamamı yapılan restorasyon çalışmalarının ardından bugün Muğlalıların olduğu kadar yerli-yabancı turistlerin de ilgi odağında.

Muğla tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanır. İlk çağlarda bu bölgeye Karia'lılar yerleştiği için Karia adı verilmiş. İlin bilinen tarihi ise Hitit'ler ile başlar. Hitit'ler bu bölgeye Lugga derlermiş. İmparatorluğun parçalanmasından sonra Frig'ler egemen olmuş, daha sonra Lydia'lılar bölgeyi ele geçirmişler, bu arada Dor'lar ve Ion'lar da yöreye göç etmişler. Bölge M.Ö. 546 yılında Pers'lerin, M.Ö. 334 yılında (Halikarnassos/Bodrum ve civarı) Makedonya Kralı Büyük İskender’ in, M.Ö. 189 da Bergama Krallığının, M.Ö. 133 de Roma İmparatorluğu'nun, Roma'nın ikiye bölünmesiyle de, Doğu Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetine girmiş. Türklerin eline geçmesi Uç Beylerden Menteşe Bey tarafından 1284 de gerçekleşmiş.

Bölge 1391 yılında, Yıldırım Beyazıt, tarafındarı Osmanlı topraklarına katılmış, 1402 de Timur’un hakimiyetine geçmiş, Timur bu yöreyi tekrar Menteşe Beyliği'ne vermiş, daha sonra 1425 de II Murat zamanında, Menteşe Bölgesi tümüyle Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine geçmiş. Menteşe oğulları zamanında Yunanistan, Muğla kıyıları ve adalarına çıkmış, Rodos adasını bir süre egemenlikleri altına almışlar. Bu dönemde Rodos adasına yerleşen Sait Jean şövalyeleri Osmanlılar ve Menteşe oğulları ile savaşmışlar, Bodrum kalesini de bir süre ellerinde tutmuşlardır. Ancak 1522 de Kanuni Sultan Süleyman tarafından hem Rodos adası hem de Bodrum Kalesi Osmanlı İmparatorluğu’na katılmışMuğla ilinin merkezi Menteşe Beyliği zamanında Milas'tı; Muğla, Osmanlı İmparatorluğu döneminde merkez olmuş.

“Muğla” adının nereden geldiği konusunda çeşitli söylentiler bulunur. En yaygın söylentiye göre ilin adı, Selçuklu Sultanı Kılıçarslan’ın komutanlarından “Muğlu” Beyi adından gelmekte. Büyük olasılıkla burayı Muğlu Bey fethettiği için bu komutanın adı verilmiş, "Muğlu" zamanla Muğla'ya dönüşmüş. 1889 Aydın Vilayet salnamesinde rastlanan "Mobella" adı ise kentin ortaçağdaki adıdır.

Kurtuluş savaşı sırasında, Muğla ve yöresini 11 Mayıs 1919 tarihinden itibaren işgale başlayan İtalya, Menderes'in güneyinde filizlenen ulusal güçlerle pazarlık ve anlaşma yapmak zorunda kalmış. İtalya, Yörük Ali Efe'nin Muğla'dan , Demirci Mehmet Efe'nin de Nazilli'den yönlendirdikleri ulusal direniş çalışmaları karşısında silahlı bir çatışmayı göze alamamış. İşgal üzerine tüm Anadolu'da mitinglerin düzenlenip direnme örgütlerinin kurulması için İzmir'den gelen telgrafa, Muğlalı Kocahan Mitingi'ni düzenleyerek cevap vermiş. Aldığı kararların ardından Vatan Müdafaa Cemiyeti, Serdengeçtiler Müfrezesi, Muğla Kuvayi Milliyesi gibi direniş komiteleri kurulmuş. 1920'de Ankara'da açılan 1. Dönem BMM'nde 6 milletvekiliyle ulusal mücadelede üzerine düşeni layıkıyla yapan Muğlalı, oluşturduğu direniş gruplarında yer alan gönüllerini Yunanlılara karşı Aydın cephesine göndermiş. Ege'de 57. Tümenden kalanlarla birleşen gönüllüler, Aydın çarpışmalarında düşmana ağır kayıplar verdirmişler.

Ege illeri arasında Muğla işgal sırasında en fazla şehit veren il olmuş. İç durumun karışıklığı, Yunanlılar ve işgal ettiği yörelerde ekonomik egemenlik kurma düşüncesine dayanan İtalyan politikasını Muğla halkı işgal süresince kurnazca değerlendirmiş, iki ateş arasında kalmaktan kurtulmuş. Anadolu'daki durumun kötüye gittiğini anlayan İtalya, 2. İnönü Zaferi kazanıldıktan sonra ülkesindeki iç siyasal dalgalanmalarını öne sürerek 5 Temmuz 1921'de Muğla'dan ayrılmış. Muğla özgürlüğüne böylece kavuşmuş.

TÜRK EGEMENLİĞİ ÖNCESİ MUĞLA

Antik Karya Bölgesinin en eski yerleşim alanlarından olan Muğla, sırasıyla Karya, Mısır, İskit, Asur, Dor, Met, Pers, Makedon, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmıştır. 1284 tarihinde Türk egemenliğine girmiş olan Muğla ilinin antik adı, çeşitli bulgu ve kaynaklarda “Mobella, Mobolia, Moğola” olarak geçmektedir.

M.Ö. 3400 tarihinde bölgeye gelen kavmin başında “Kar” adında bir önder bulunmakta idi. Bu sebeple bölge “Karya” olarak anılmaya başlanmıştır. Karya kuzeyden Lidya, batıdan Frigya ve güneyden Likya ile çevrilidir. Bu sınırlar kuzeyde Söke, Aydın ve Nazilli’nin üstünden başlar, güneyde Dalaman Çayı’nın döküldüğü yerde biter. Bu sınırlar bölgemizin bugünkü sınırlarına çok yakındır

Karya’nın toplu yerleşim merkezleri Muğla ve Milas’tır.

Bu çağda Karya bölgesi, Ege Denizi’nden gelen Yunan sömürge dalgalarına sahne olur. Birinci sömürge dalgası sonunda Datça üst ve alt Knidoslarla Bodrum yerleşim birimleri oluşur. İkinci sömürge dalgasının yaratmış olduğu bir şehir yoktur. Üçüncü sömürge dalgası sonunda meydana gelen yerleşim merkezleri şunlardır: Dalaman (Daldala), Fethiye (Telmessos, Tlos, Xhantos-Kınık, Patara-Minare, Tlos-Eşen) Stratoneika-Eskihisar, Nakrasa-Karakuyu ve Akassos-Bozüyük.

M.Ö. 1800-1200 yıllarında Milas ile Karya’nın adalar komşuları Rodos ve İstanköy’de Miken ve Hitit buluş alanlarına rastlanır.

M.Ö. 334’te Anadolu’ya geçen Büyük İskender, Karya’ya Bodrum-Gümüşlük kapısından girmiştir. Büyük İskender’in Karya’ya girişinde, Karya Satrapı Ada, kardeşi Piksodaros’un isyanı üzerine Alinda’ya çekilmiş bulunmaktaydı. Ada, Alinda’da iken topraklarına giren Büyük İskender’e Alinda’nın anahtarlarını gönderdi. İskender’den kendisini “anası” olarak kabul etmesini istedi. İskender, Ada’nın bu isteğini kabul etti; Ada’yı hem analığa, hem de Karya Satraplığı’na tekrar getirdi.

Ada, Karya Satrabı Hecatomnus’un beş çocuğundan biridir. Ada’nın kendinden başka, Mausolos, Hidrieus, Piksodaros ve Artemisia adlarında dört kardeşi daha vardır. Mausolos kız kardeşi II. Artemisia, Hidrieus ise diğer kız kardeşi Ada ile evlidir.

İskender’in güvenini kazanan Ada’nın Karya Satraplığı uzun sürmedi. İskender’in Lykia’ya çekilmesi üzerine, kardeşi Piksodaros Ada’ya isyan ederek onu öldürdü, kendisi Karya Satrabı oldu (M.Ö. 333). İskender, Piksodaros’un ölümünden sonra haznedarı Philotas’ı Karya Satraplığı’na getirdi ancak İskender’in ölümünden sonra Karya karışıklık içine düştü. Karya’da Selevkos ve Bergama egemenliğine kadar sürecek karanlık devir başladı.

 

İlkGeri12İleriSon
"Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin, senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler..."Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı böyle yazmıştı Bodrum için. Türkiye’nin tatil yöreleri içinde hiç bir yer Bodrum kadar değişik bir imaja sahip değildir. Herkesin ayrı bir Bodrum’u vardır. İsterseniz Bodrum’u Türkiye’ye ve dünyaya tanıtan Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’u ile başlayalım. "Eskiden evler, savaş ve savunma için yüksek yamaçlara kondurulurdu. Bunlara ev değil "kule" denirdi. Ama deniz özlemiyle, maviye imrenişten ötürü yerlerinde duramayarak, çam kokan nalınlarıyla, tıngır mıngır yokuş aşağı seğirtmişler; iki koyun gıcır gıcır çakılları boyunca dizilmişler. Arkada kalanlar ayak uçlarına kalkarak kızkardeşlerinin omuzları üzerinden denize bakakalmışlar. Kimi cesur evler de denize dalıp kayık olmuşlar ve dalgalar üzerinde oynaya güle, karadaki pısırık kızkardeşleriyle alay etmişler. İşte bundan dolayı kayıklarla evlerin, bir de mandalina bahçelerinin sıkı fıkı akrabalığı vardır. Denizde gidip gelmekten usanan kayıklar ya ev ya da mandalina bahçesi olurlar."
NELER YAPILABİLİR:
Mavi Yolculuk Yapılabilir
Kano (Dağ Sporu) Yapılabilir
Trekking-Dağ-Doğa Yürüyüşü Yapılabilir
Eğlenmeye Gidilebilir
Alışverişe Gidilebilir
Dalış-Sualtı Dalış Yapılabilir
Yat Turuna Gidilebilir
Yamaç Paraşütü Yapılabilir
Tarihi Eserler Gezilebilir
Denize Gidilebilir
Günübirlik Tekne Gezi Turu Yapılabilir
Kampçılık Ve Karavan Turizmi Yapılabilir
Rüzgar Sörfü Yapılabilir
Dinlenmeye Gidilebilir

Marmaris Türkiye’nin en popüler tatil merkezlerinden birisidir. Özel araçla gidiyorsanız çamlar arasından Marmaris’e doğru inen yolda "İşte Marmaris" yazılı tabelayı görünce bir mola verip kenti kuşbakışı seyredebilirsiniz. Son 15 yılda çok hızlı bir yapılaşma yaşandı ama yine de güzel görünür kent, bu noktadan.Marmaris yaz aylarında 100.00’i bulan şehir içi nüfusuyla artık devasa bir tatil şehri durumundadır. Her bütçeye uygun otel bulmak mümkündür. Yüzlerce lokanta, cafe, eğlence yeri açılmıştır.
NELER YAPILABİLİR:
Yelken Sporu Yapılabilir
Avcılık Yapılabilir
Olta Balıkçılığı Yapılabilir
Mavi Yolculuk Yapılabilir
Arıcılık Yapılabilir
Rafting Yapılabilir
Trekking-Dağ-Doğa Yürüyüşü Yapılabilir
Eğlenmeye Gidilebilir
Alışverişe Gidilebilir
Dalış-Sualtı Dalış Yapılabilir
Yat Turuna Gidilebilir
Yamaç Paraşütü Yapılabilir
Tarihi Eserler Gezilebilir
Denize Gidilebilir
Kano (Dağ Sporu) Yapılabilir
Günübirlik Tekne Gezi Turu Yapılabilir
Quad Safari Yapılabilir
Binicilik Sporu Yapılabilir
Kampçılık Ve Karavan Turizmi Yapılabilir
Rüzgar Sörfü Yapılabilir
Dinlenmeye Gidilebilir

Fethiye (Yunanca: Μάκρη, Muğla ili'nin 12 ilçesinden birisi ve ilçenin yönetim merkezi olan şehir.Kentin eski adı Meğri'dir. Özellikle turizm açısından gelişmiştir. 2011 yılındaki merkez nüfusu 81.467'dir. Muğla'nın en büyük ilçesi ve Muğla merkezde dahil olmak üzere en büyük yüzölçümüne ve yerleşim alanına sahip ilçedir. Nüfus yoğunluğu açısından da Muğla merkez ve diğer ilçelerden büyüktür.Fethiye, Akdeniz Bölgesi'nin batı kesiminde, Muğla iline bağlı bir ilçedir. Yüzölçümü 3.059 km²'dir. Muğla ili de dahil en geniş yüzölçümüne sahiptir. Doğu ve Güneydoğu'da Antalya ili, güney, güneybatı ve batıda Akdeniz, kuzeybatıda Dalaman ilçesi, kuzeyde de Denizli ve Burdur illeriyle çevrilidir. Antik Telmessos kentini de içinde saklayan Fethiye ilçesi, Fethiye körfezi'nin doğusunda, Fethiye ovası'nın güneybatısında yer alır. İzmir-Muğla üzerinden gelerek; Antalya'ya ulaşan kıyı yolu 1 km. doğusundan geçer. Bu yolla, il merkezi Muğla'ya uzaklığı yaklaşık 130 km'dir.
NELER YAPILABİLİR:
Yelken Sporu Yapılabilir
Cirit-Atlı Doğa Yürüyüşü Yapılabilir
Kürek Yarışı Yapılabilir
Mavi Yolculuk Yapılabilir
Jeep Safari Yapılabilir
Kayak Yapılabilir
Rafting Yapılabilir
Trekking-Dağ-Doğa Yürüyüşü Yapılabilir
Eğlenmeye Gidilebilir
Alışverişe Gidilebilir
Dalış-Sualtı Dalış Yapılabilir
Yat Turuna Gidilebilir
Yamaç Paraşütü Yapılabilir
Tarihi Eserler Gezilebilir
Denize Gidilebilir
Kano (Dağ Sporu) Yapılabilir
Günübirlik Tekne Gezi Turu Yapılabilir
Quad Safari Yapılabilir
Rüzgar Sörfü Yapılabilir
Dinlenmeye Gidilebilir

Datça’nın en canlı noktası yat limanının çevresidir. Hergün çok sayıda tekne uğrar bu limana. Teknelere de servis veren her türlü alışveriş yeri dağılmıştır liman çevresine. Hem liman çevresinde, hem de şehir merkezine açılan cadde ve sokaklarda kaliteli lokantalar, renkli barlar bulabileceksiniz. İskele mahallesinde suyu denize bağlı bir minik göl göreceksiniz. Merkeze 3 km uzaklıkta Datça’nın eski merkezi Reşadiye mahallesinde geleneksel Türk taş evleri meraklıları için ilginç olabilir.Selçuklu döneminden kalma camisiyle 7 km uzaklıktaki Hızırşah köyü de unutulmamalı.MÖ. 4. yy’da işletildikleri anlaşılan ve kazı çalışmaları süren Seramik Atölyeleri’ni Eski Datça ile Hızırşah Köyü arasında görebilirsiniz. Özel mülkiyette olan Reşadiye Eski Konak diye adlandırılan ev özellikle iç nakışları ve tavan süslemeleri ile ilgi çekicidir.Ege ile Akdeniz’in buluşma noktasıdır Datça. Marmaris’ten batıya uzanan 70 Km. uzunluğundaki Datça Yarımadası’nın bir yüzü Akdeniz’e, bir yüzü Ege’ye bakar. Knidos antik kentinin bulunduğu yarımadanın uç noktasına gidenler, iç limanın Akdeniz, dış lımanın Ege suları olduğunu bilip, heyecanını duyabilirler bu keyifli coğrafyanın.

Ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden birçoğunun bağlı olduğu ilin merkezi Muğla daha çok ilçelerine gidilip gelinirken "içinden geçilen bir yerdir" tatilciler için. Geziyi daha çok denizle eş tuttuğumuzdan mıdır nedir, deniz kıyısında olmayıp da turist yoğunluğu olan yöremiz pek azdır. Bu da anlaşılabilir bir şey ya biz gene de Muğla’ya en az bir gün ayırmanızı önereceğiz. Ama Muğla merkezinde konaklayıp da şehir gezisinin yanı sıra çevre gezisi de yapacaklar, dolu dolu bir kaç gün geçireceklerdir.Asar (Hisar) Dağı eteklerinden, Karadağ, Kızıldağ, Masa ve Hamursuz dağları ile çevrelenmiş ovaya doğru yayılan bir şehirdir Muğla merkezi.

Muğla - Fethiye yolu üzerindeki Köyceğiz Gölü kenarına kurulmuş Köyceğiz’e girerken bir sahil ilçesine değil de içerlerde bir kasabaya giriyormuşsunuz gibi gelir. Sonra birdenbire göl karşınıza çıkıverince şaşırırsınız. Yerleşik nüfuslu onbini bile bulmayan ilçe ve çevresi tarihsel zenginliğe de sahiptir.Denizin, güzel kumsalların, çok güzel bir gölün, doğal ve tarihi zenginliğin hepsini bir arada görmek istiyorsanız gideceğiniz yerin adı Köyceğiz’dir.Bu güzelim coğrafyada yerleşim bin yıllar önce başlamış. İlk yerleşimin izleri MÖ 3400 yılarına uzanıyor. Sonra İskitler, Asurlular, İyon ve Dorlar, Persler, Helenler, Seleykoslar, Romalılar, Menteşoğulları ve Osmanlılar yerleşmişler bu topraklara. Gölün Akdeniz’le birleştiği noktadaki Kaunos antik kenti, MÖ binli yılların doğu akdeniz ve Ege’nin kesişim noktasındaki en önemli liman kentlerinden biri olmuş.
NELER YAPILABİLİR:
Yelken Sporu Yapılabilir
Jet Ski Yapılabilir
Mavi Yolculuk Yapılabilir
Jeep Safari Yapılabilir
Kayak Yapılabilir
Rafting Yapılabilir
Trekking-Dağ-Doğa Yürüyüşü Yapılabilir
Eğlenmeye Gidilebilir
Alışverişe Gidilebilir
Dalış-Sualtı Dalış Yapılabilir
Yat Turuna Gidilebilir
Yamaç Paraşütü Yapılabilir
Denize Gidilebilir
Günübirlik Tekne Gezi Turu Yapılabilir
Rüzgar Sörfü Yapılabilir

Bodrum’a giderken hep içinden geçilip gidilen Milas’da bir mola vermeye ve antik dönemin bu önemli kentini görmeye ne dersiniz?Milas kent merkezi, antik kalıntıları, tarihi Milas evleri, düzgün kent yerleşimi ile güzel bir ilçe. Yakın çevresi de tarihi zenginliklerle çevrili. Tarihte 27 irili ufaklı kent kurulmuş.Milas’ın 19 yy. evleri yanında halıları da dünyaca ünlü.Milas gezisine Hisarbaşı mahallesinde, Hisarbaşı tepesinin doğusunda bir podyum üzerine inşa edilmiş Zeus Karios Tapınağı ile başlamalı. Tapınağın Korint başlıklı tek sütunu ayaktadır.Kentin eski surlarından bugüne ulaşan tek kalıntı, yörede Baltalı Kapı olarak bilinen kapı kemeridir. Kapı MÖ 1. yüzyıla tarihleniyor. Kemerinin kilit taşı üzerindeki çift yüzlü balta motifinden dolayı yörede "Baltalı Kapı" olarak anılıyor.

Ula şehrinin ne zaman kurulduğuna dair kesin bilgi olmamakla beraber, M.Ö. 6. yy. kurulduğu tahmin edilmektedir. Ula’nın yer aldığı bölge, Fethiye ve Kınık dışında antikçağlarda Karia adıyla bilinmektedir. Atina’daki kazılarda çıkarılan kitabelerde M.Ö. 1440 tarihinde İyonlularla anlaşma yapan Karialılara ait şehirler arasında “Ola” adı geçmektedir. Evliya Çelebi ise eserinde, Menteşe Beylerinden Ulama Bey tarafından fethedildiği için Ola adının “Ula” olarak değiştirildiğini kaydetmektedir. XVII. Yüzyılda Ula’nın dört bir yanının bağlık, bahçelik olduğu, yetiştirilen üzümlerin Mısır’a gönderildiği Evliya Çelebi tarafından kaydedilmiştir. Ula 1954 yılında ilçe olmuştur.

Yatağan'ın kuruluşu ve de çevresinde bulunan bazı tarihi kalıntılar veya mevki yer isimlerinden de anlaşılacağı gibi takriben M.Ö. 700-400 tarihleri arasında çeşitIi isimler adı altında çeşitli yerIeşim yerlerinde insan topluluklarının yaşadığı anlaşılmaktadır. Kufe şehri, Kefe Yaylasında Asar ismi alan yerde, hisar kalıntıları, cavuristanlıkta Asar altlarında oluşu, Bizanslılar devrinden kalma bir Manastır, bununla beraber Asar yakınlarında ki bağ izleri Schölborn’un 1841’lerde söylediği gibi çiftlik olduğunun işaretleridir. Bu kalıntılardan başka Türk öncesi tarihine pek rastlanmamıştır.Türkler 1070’lerde Afşin Bey’in kuvvetleriyle Honaz’a kadar gelmişlerdir. Bununla birlikte 1071 Malazgirt Savaşını takiben ancak 1080’lerde yöremiz fethedilmiştir. Ancak 1120’li yıllarda ve de yüzyılın sonuna kadar Yatağan tekrar Bizanslıların eline geçmiştir. Tabiki savaş akınları devam etmiş olup, Kazıkbeli Savaşında 1147 tarihinde Türk Ordusu Haçlı Ordusuna ağır kayıplar verdirmiş ve zaferi kazanmıştır. Ancak buna mukabil Yatağan XII. Yüzyılda 1190’li yıllarda Türk idaresine geçmiştir.
NELER YAPILABİLİR:
Deve Güreşi Yapılabilir
Tarihi Eserler Gezilebilir
Denize Gidilebilir

Kavaklıdere’nin kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle beraber, Yörükler tarafından içinde küçük derecikler olması, etrafının dağlarla çevrili olması ve küçükbaş hayvanlar için uygun bitki örtüsüne sahip olması nedeniyle devamlı burada konakladıkları ve zamanla yerleşik düzene geçmeleriyle köy haline gelmiştir.

İlkGeri12İleriSon
Yorum Ekle